|
Adıvar'ın Seviye Talip
(1910), Handan (1912) ve Son Eseri (1913) gibi
ilk romanları aşk öyküleri anlatan yapıtlardır.
Yazar kahramanlarını yakıp yıkan bir sevgiyi
dile getirmek istediği için kişilerin iç
dünyasına yönelir ve bu sevginin zamanla bir
tutkuya dönüşmesini sergiler. Bu yapıtların
önemli özelliğini, birbirine benzeyen ve ondan
önceki Türk romanlarında bulunmayan kadın
kahramanlarda aramak doğru olur. Yazarın asıl
amacı kadın kahramanların kişiliklerini
erkeklerin gözüyle değerlendirmek olduğu için,
romanlarının anlatıcısı olarak bu kadınlara âşık
erkekleri seçer ve fırtınalı bir aşk öyküsünü
onların anı defterlerinden ya da mektuplarından
anlatır. Erkek (bazen kadın da) evli olduğu
için, kaçınılması olanaksız bir iç çatışma,
romanların moral sorununu oluşturur ve roman ya
kadının ya da erkeğin ölümüyle biter. Adıvar'ın,
biraz kendi olduğunu iddia edilen bu kadın
kahramanları, yazarın o dönemde ideal saydığı
Türk kadınını temsil ederler. Seviye Talipler,
Handanlar, Kâmuranlar her şeyden önce güçlü
kişiliği olan, haklarını savunan, Batı terbiyesi
almış, ama Batılılaşmayı giyim kuşamda aramayan,
resim ya da müzik gibi bir sanat alanında
yetenek sahibi, yabancı dil bilir, kültürlü ve
çekici kadınlardır. Adıvar 1910 yıllarında Ziya
Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu ile
birlikte Türk Ocağı'nda çalışmaya başladıktan
sonra yazdığı Yeni Turan adlı romanında (1912)
yurt sorunlarına eğilir. II. Meşrutiyet
döneminde geçen bu ütopik romanda, Yeni Turan
adlı idealist bir partinin program ve
çalışmalarını anlatırken yeni bir Türkiye'nin
hangi sağlam temellere oturtulması gerektiği
hakkında o zamanki görüşlerini açıklamak
fırsatını bulur. Ateşten Gömlek (1922) ve Vurun
Kahpeye (1923) romanlarında Kurtuluş Savaşı
sırasında Anadolu'da tanık olduğu olayları,
direnişleri, kahramanlıkları, ihanetleri
anlatırken kendi gözlemlerinden yararlandığı
için daha gerçekçidir. Bununla birlikte, bir aşk
sorununun aşıldığı bu yapıtlarda da yüceltilmiş
kadın kahraman yerini korur. Ancak şimdi, yine
olağan dışı bu kadın, öncekiler gibi bireysel
sorunlarla sarsılan kültürlü bir sanatçı olarak
değil, milli dava peşinde erdemlerini kanıtlayan
ya da Anadolu'da düşmana karşı savaşan bir
yurtsever olarak çıkar karşımıza. Adıvar'ın ilk
yapıtlarında Türk okuruna sunduğu bir yenilik
yarattığı bu kadın imgesidir. Bu imge toplumda
birbirine karşıt olarak algılanan değerleri
uzlaştırdığı için önemliydi. Osmanlı -İslam
geleneklerine göre ev kadını olarak
yetiştirilmiş basit ve cahil kadın, o dönemin
aydın kesiminin gözünde geri kalmış bir
uygarlığın simgesi gibiydi. Öte yandan
Batılılaşmış "asrî" kadın da köklerinden kopmuş,
değerlerini şaşırmış, namus anlayışı kuşku
uyandıran bir kadındı. Adıvar'ın kahramanları
işte bu çelişkiyi kendilerinde uzlaştırmakla bir
özleme cevap veriyorlardı. Çünkü bunlar hem
Batılılaşmış hem de milli değerlerine bağlı
kalmış, hem serbest hem de namus konusunda çok
titiz, ahlakı sağlam kadınlardı. Gerektiğinde
bir erkek gibi spor yapan, ata binen bu kadınlar
üstelik dişiliklerini de korumayı
başarmışlardır. Adıvar'ın en ünlü romanı
Sinekli Bakkal'da (1936) ileri bir adım
attığını, yeni bir aşamaya vardığını görürüz.
İlk romanlarının olay örgüsü bir iki kişi
arasındaki bireysel ilişkilere bağlı olarak
gelişirken, II. Abdülhamid dönemindeki Türk
toplumunun panoramik bir tablosunu sergileyen
Sinekli Bakkal'ın olay örgüsü siyasal, düşsel,
toplumsal sorunlarla örülmüş olarak gelişir.
Romanın okuru en çok çeken yönü de fakir kenar
mahallesi, zengin konakları ve saray çevresiyle
II. Abdülhamid zamanının İstanbul'u
anlatmasıdır. Ne var ki yazarın amacı bir
dönemin Türk toplumunu yansıtmak değildir
yalnızca. Bu felsefi romanda çevrelerin bir
işlevi de belli değerlerin temsilcisi olmaktır.
Sinekli Bakkal mahallesi gelenekleri ve insancıl
değerleri sürdüren halk kesimini; Genç
Türkler'den Hilmi ve a rkadaşları devrimci
aydınları; saray çevresi ise, yozlaşmış yönetici
kesimi temsil eder. Roman iki kısma ayrılmıştır.
Birinci kısmın ana teması Abdülhamid'in istibdat
idaresi karşısında şiddete başvurarak devrim
yapmanın geçerliliği sorunudur. Gerçi Adıvar
içtenlikle ezilen halktan yanadır, ama
gelenekçiliği ve savunduğu mistik dünya görüşü
şiddete başvurarak devrim yapmayı onaylamasına
izin vermez. Romanda II. Meşrutiyet'in ilanı
"asırların kurduğu müesseselerin köklerini"
söken, "içtimaî ve siyasî nizam ve intizamı"
altüst eden bir devrim olarak nitelenir. Doğru
tutum Mevlevî tarikatından Vehbi Dede'nin
yaptığı gibi "herhangi bir hayat fırtınasını
sükûnetle seyretmek"tir. Yazar devrimden değil
evrimden yanadır. Romanın ikinci kısmında
yozlaşmış saray çevresi sergilenirken ana tema
olarak Rabia ile Peregrini ilişkisi gelişir ve
evlilikle son bulur. Bu evliliğin simgesel
anlamı Batı ile Doğu'nun bileşimi olarak
yorumlanmıştır. Ama Peregrini'nin "öyle basit ve
insanî ananeler" dediği geleneklere bağlı
Sinekli Bakkal mahallesindeki cemaat yaşamına
hayran olması, Müslümanlık'ı kabul ederek Rabia
ile evlenmesi ve mahalleye yerleşmesi, daha çok
Doğu değerlerinin üstünlüğüne işaret
sayılmaktadır. Ne var ki yazar, Rabia ile
Peregrini'nin sevişip evlenmelerine inandırıcı
bir hava verememiştir. Farkedilir ki, olaylar
yazarın kafasındaki bir görüşü dile getirmek
için tertiplenmekte ve Doğulu kadın ile Batılı
erkek yazarın tezi gereği seviştirilip
evlendirilmektedirler. Birinci kısımda olay
örgüsünün doğal gelişimi, farklı dünya
görüşlerine sahip kişiler arasındaki çatışmadan
doğan gerilim ve dramatik sahneler, ikinci
kısımda yerlerini, zorlama izlenimi veren bir
ilişkiye ve saray çevresinin tanıtılmasına
bırakınca romanın sanatsal düzeyi düşer. 1943'te
CHP Ödülü'nü alan Sinekli Bakkal Türkiye'de en
çok baskı yapan roman olmuştur. Sinekli Bakkal'ı
izleyen romanların ise yazarın ününe katkıda
bulunacak nitelikte oldukları söylenemez. Adıvar
çeşitli alanlarda etkinlik göstermiş, siyasal ve
toplumsal konularda da hem Türkçe, hem İngilizce
kitaplar yazmış, İngilizce'den Türkçe'ye
çeviriler yapmıştır. Zamanının dış ülkelerde en
çok tanınan Türk yazarı olmuştur. Yapıtlarından
kimileri İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Macar,
Fin, Urdu, Sırp, Portekiz dillerine
çevrilmiştir.
|