|

|
. |
Enver Paşa (1881 -
1922) |
|
1880’de İstanbul’da sıradan
bir memurun oğlu olarak dünyaya gelen İsmail Enver için,
yaşadığı dönemden bugüne kadar pek çok yorum yapılmış,
her yönüyle inceden inceye işlenmiştir. “Enver Paşa”
adlı eseriyle bu konuda inceleme yapan Şevket Süreyya
Aydemir, Enver Paşa’yı 1908-1914 arası döneme bakarak
“1908’in Hürriyet Kahramanı Binbaşı Enver Bey, işte bu
kısa devrede Enver Paşa, daha doğrusu imparatorluğun tek
söz sahibi olan, genç, inançlı, muhteris, daha doğrusu
hem kaderci hem de kaderini yaratan adam olarak
sahnededir.” tanımlar.
1908’de Genç Türkler
İhtilali ile yıldızı parlayan Enver’in hızlı yükselişi
1913’te Yarbayken yine aynı senenin sonlarında
Albaylığa, 19 gün sonra 1 Ocak 1914’te Paşalığa
yükselmesi ile başlar. Kabineye Harbiye Nazırı olarak
girer; Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir süre sonra da
Başkumandan Vekilliği yetkilerini de elinde toplar.
Naciye Sultanla evlenip, saraya, Padişaha damat oluşu da
bu safhaya rastlar. Enver Paşa kendini zirveye ulaştıran
basamakları yine kendi elleriyle döşemişti. Enver
Paşa’nın vatanseverliği ve bu topraklara olan bağlılığı
gerçektir. Bunun yanısıra hayal gücünün genişliği ve
gerçeklerle bu hayallerin zaman zaman birbirine
karıştığı da inkar edilemez. Hayallerini süsleyen İran,
Hindistan, Turan ve Kafkasya’ya hakim olmak düşünceleri
o günün şartlarında gerçek temeller oturmaz. Örneğin
Cemal Paşa anılarında “Hakikati söylemek gerekirse, bu
birinci Kanal Seferi yaptığımız zaman hiç kimse bu
Kanalın nasıl geçileceğini bilmiyordu...” der. Halbuki
Enver Paşa bu görevi, IV. Ordu Kumandanlığı’nı, Cemal
Paşa’ya teklif ettiğinde, Suriye’deki asayiş sağlama ve
Kanal Seferini her ikisi de inanarak imzalamışlardı. Bu
sefer gerçekleştiğinde ise Kanal Türk cesaretiyle
dolmuştu. Kanal’dan önce Sarıkamış’ta yaşananlar ise tam
bir felaketti. 90.000 askerden 10.000’in sağ
kalabildiği, özellikle de donmaktan ve açlıktan
kurtulabildiği bu sefer, sonuçları açısından korkunçtu.
|
|
Hayatında Alay
kumandanlığı dahi yapmamış olan Enver Paşa
tecrübeden ziyade gençliğinin getirdiği coşkuyla
kumanda edecekti ordusunu. Amaç 1878 Berlin
Antlaşması’nda kaybedilen toprakları geri almaktı
ve başarılı olacağına inanıyordu. Enver Paşa Ordu
Kumandanı Hasan İzzet Paşa’nın hava şartları,
soğuk, karın şiddeti gibi uyarılarına kulak asmaz
ve taarruz emri verir. III. Ordunun ölüm emridir
bu. Enver Paşa Sarıkamış’ta “Hükümete” başlıklı
bir vasiyet bırakır.
Hükümete “Planım,
Ruslara, hemen iki misli faik iki Kolordu ile
arkalarına düşerek ricata mecbur etmek ve bu
suretle XI. Kolordu ve Süvari Fırkasıyla
takibolunan düşmanı karşılayıp, tamamıyla
mahvetmekti. IX. Ve X. Kolordu ve Süvari Fırkasını
bekliyorum. Gelir de yetişirse, düşmanı bozacağım.
Fakat gelmeden düşman zayıflamış kıtaatımıza
taarruz eder ve taarruzda muvaffak olursa o vakit
Ordu mahvolmuş demektir. Şimdiye kadar asker ve
zabitler hiç kusursuz harbettiler. Her manevrayı
yaptılar. Eğer Allah da yardım ederse,
muvaffakiyet katidir. Eğer muvaffak olmazsam, son
neferimle beraber öleceğim. Bu halde vasiyetim:
Ben vazifemi yaptığımı sanıyorum ve öyle ölüyorum.
Yaşasın dinim, vatanım, Padişahım. Eğer geride
kalanlarıma yardım etmek isterseniz, refikam!
Sultan Efendi hazretlerinin muhassısatı kafi
değildir. Kendisinin müreffehen yaşaması için hiç
olmazsa, Başkumandanlık muhassısatımın kendi
muhassısatına zammı ve ebeveynimin temini refahı
ile, rahmeti ilahiyeye mazhariyetim için birkaç
hayır yapılmasını rica eder ve tealisine
çalışmaktan başka bir maksat beslemediğim din ve
milletimin tealisine dua eder, tanıyanlara selam
ederim. Yaşasın Müslümanlık ve Osmanlılık ve
Osmanlıların Padişahı Sultan Mehmet Han!”
Enver “Servet namına bir şeyim yoktur. Mamafih
ne varsa, Refikam Sultan Efendi hazretlerine
bırakıyorum.” Enver Sarıkamış felaketinden sonra
orduya katılıp görev almak için Sofya’dan gelen M.
Kemal ile Enver arasında şu konuşma geçer : “Biraz
sonra Enver Paşa ile karşı karşıya bulunuyorduk.
Enver Paşa, zayıf düşmüş, rengi solmuş bir
haldeydi. Söze ben başladım : Biraz yoruldunuz.
Yok, o kadar değil. Ne oldu? Çarpıştık. O kadar...
Şimdi vaziyet nedir? Çok iyidir!.. Enver’i daha
fazla üzmek istemedim. Kendi işime sözü getirdim :
Teşekkür ederim. Numarası 19 olan bir tümene beni
kumandan tayin buyurmuşsunuz. Bu tümen nerdedir.
Hangi kolordu ve ordunun emrinde bulunuyor? Ha,
bunun için belki Genelkurmayla görüşürseniz daha
kati malumat alabilirsiniz. Pekiyi, o halde siz
daha fazla rahatsız etmeyeyim. Genelkurmayla
görüşürüm...” Enver Paşa için söylenebileceklerin
başında onun duygusal ve aceleci kişiliği bulunur.
Ama şu gerçeği de belirtmek gerekir: Enver Paşa
yetkili olduğu andan itibaren kimilerini de
küstürerek bir çok subayı emekliye ayırmış ve
orduya genç ve dinamik bir ruh getirmiştir. Gerek
siyasi hesaplaşmalar nedeniyle, gerekse yeniden
teşkilatlanma çalışmaları amacıyla yapılan bu
işlemde yaklaşık 2000 asker ordudan ayrılmıştı.
Balkan harbinden yenik çıkmış olan Ordu, tüm
yetersizliklere karşın başarı ve inançla mücadele
etmiştir. Osmanlı Ordusu bütün bu şartlara rağmen
tam 4 yıl 10 ayrı cephede aynı güçle savaşı
sürdürmüştür. Zaten bunun içindir ki yorumcular
Enver Paşa’yı Büyük Kumandan olarak değil, güçlü
bir Ordu teşkilatçısı olarak değerlendirirler.
1.Dünya Savaşı ardından, Almanya’nın yenilgisi ve
Osmanlı’yı Sevr Antlaşması’na sürükleyen çöküşün
ardından Kasım 1918’de Enver Paşa ülkeyi terk
ediyordu. 1922 yılının 4 Ağustosu’na kadar yurt
dışında çalışmalarını sürdürdü. Ve son gün Orta
Asya’nın Pamir eteklerinde Çegan tepesinde
vurularak öldürüldüğünde 42 yaşında yenik ve
yalnız bir adamdı.
| | |
|